Maçtan önce dua ediş şekli yüzünden acaba Chicharito imana mı geldi diye sordum kendi kendime.Sonra araştırdım ve öğrendim ki Katolikler de ellerine yukarı doğru açarak dua ediyormuş.
İki şampiyonluk adayı arasında geçen maç, herhalde atılanlardan çok kaçan goller ile hatırlanacak. Şöyle ki, Chelsea’nin Abramovich’ten önce varolmadığı tezini savunanlar, Torres’in De Gea’yı çalımladıktan sonra kaçırdığı gol için ‘’Chelsea’nin 8 yıllık tarihindeki en kötü ıska’’ ifadesini kullandı (Sir Alex maç sonu röportajında kendisine bu ıskayla ilgili bir soru geldiğinde, herkese Forlan’ın United formasıyla kaçırdığı şu golü hatırlattı ).
2 sezon önce Vidic’i ‘’ağlatan’’ oyuncudan eser yoktu sahada.Yine de maçın tamamını izlemiş biri olarak, ‘’El nino’’ günlerinin çok uzak olmadığını düşündüm. Genellikle doğru yerde ve zamanda bulunması önemli bir gelişmeydi. Liverpool’daki üstün form grafiğini biraz da Gerrard ve Xabi Alonso gibi oyuncuların koşuyoluna attığı ‘’olağanüstü’’ ara pasları ve buluşmak için can attığı alçak ortalara borçluydu Torres. Dünkü maçta da attığı tek golü böyle bir pas sonucu atmış olması tesadüf değil. Sahanın iki ucunda oynayan oyuncular için kendine güvenin diğer bölge oyuncularına nazaran daha önemli olduğunu vurgulamalıyım. Zamanla içinde debelendiği güven bunalımını da aşarak yavaş yavaş toparlanacaktır (çok ciddi bir diz sakatlığı geçirdiğini ve bunun da bir ölçüde hızından birşeyler alıp götürmüş olduğunu gözardı etmeyelim).United’in üstün bitiriciliği ve biraz da hakem beceriksizliği yüzünden skorbord aksini iddia etse de, Chelsea’nin dünkü çabuk kısa paslara dayalı oyunu beni heyecanlandırdı.Bu pas trafiği ne kadar hızlanırsa Torres’in peformansı da buna doğru orantılı olarak artacaktır. CFC’den çok hazzetmesem de Torres gibi bir oyuncunun PL’in fiziken oldukça talepkar bir lig olduğunu kabullenip bir kaçış yoluna gitmesini(bkz. Arjen Robben) bir futbolsever olarak asla istemem. Tabii bu değerlendirmeler Torres'in Scouserlar tarafından lanetlendiği tezi gözardı edilerek yapılmıştır :)
Maça dönersek, iyi bir takım olma yolunda ufak eksikliklere rağmen uygun adım ilerleyen bir oyuncu topluluğu olarak değerlendiriyorum CFC’i . İlk yarıda da bir çok şut attılar kaleye (Lampard bir iki pozisyon dışında ekranda pek gözükmedi). Yine de ikinci yarı gelen Anelka-Lampard değişikliği sonrasında tercih edilen Mata’nın Torres in arkasında ortada bulunduğu, Anelka ve Sturridge in kenarlardan desteklediği 4-2-3-1'imsi göze hoş gözüktü. Yaptığı(ya da teşebbüs ettiği) bilek hareketlerine bakılırsa Brezilya futboluna ilgi duyduğunu düşündüren Sturridge tutuk gözüktü, yine de rotasyonda kullanılarak fayda sağlanacağını düşündüğüm bir oyuncu.AVB ilk 45 dakika sonunda cesur bir tercihle, yapılması gerekeni yaptı ve ‘’dökülen’’ Lampard’ı oyundan çıkardı.
Burada Lamparda da değinmek istiyorum. Artık 33 yaşına gelen ve eski enerjisini sahaya yansıtmakta zorlanan oyuncu sanırım artık Scholes ve Keane’in yaptığı gibi oyununu yaşına adapte etmeli.Bence artık ondan eskiden olduğu gibi orta sahadan yılda 20 gol atmasını beklemek insafsızca olur.Artık daha geriden paslarıyla var olan bir oyuncuya evrilmesi bu seviyede kariyerini uzatabilmesine imkan sağlayacaktır.Özellikle ilk yarıyı izlerken Modric’in şu CFC’e gerçekten cuk oturacağını da düşünmedim değil.
Yıllardır topu Drogba’ya yollayıp takım arkadaşlarını oyuna sokmasını bekleyen Chelsea, AVB’nin mantalitesine alıştıkça güzel futbolun yanısıra sonuç almaya da başlayacak diye düşünüyorum. Oyuncuları kale önünde biraz daha becerikli ve soğukkanlı olsa bu maçta bile skorun farklı olması gayet mümkündü.
Geri dörtlüyü koruyacak oyuncu için tercihini Meireless’ten yana kullandı AVB.Kendisini eleştirebileceğim tek nokta bu olabilir. Pas menzilinin daha uzun olması sebebiyle Mikel’in bu maçta daha verimli olabileceğini düşündüm.
Manchester tarafına gelirsek;
İlk 11’ine bakıldığında düz 4-4-2 oynuyor gibi gözükse de, Rooney’nin orta sahaya yaklaşması ve Nani ile Ashley Young’ın rakip kale çizgisine doğru ilerleyerek oyuna genişlik katma isteği sebebiyle daha çok 4-2-3-1 gibi bir dizilişle maça çıktı United. Kanat oyuncularının geriden veya ortasahadan gelen uzun paslarla CFC bekleriyle başbaşa kalması da Londra takımını fazlasıyla sıkıntıya soktu. Ashley Cole United’in Portekizli ‘’wide’’ oyuncularından çektiği kadar kimseden çekmedi herhalde. Phil Jones'dan da bahsetmemek olmaz. Rooney'nin golünde topu getirişi, Terry'i zorlayarak pozisyonu yaratması müthişti.Asli görevi olan defansı yaparkenki farkındalığı ise gerçekten etkileyiciydi.
İlk 4 maçında 18 gol atan bir takım vardı sahada. Zaman zaman umursamaz bir görüntü çizdiler(bkz Anderson’un göz göre göre Torres’in önüne bıraktığı top).Bu onlara pahalıya mal olabilirdi. Hücüma çıkarken gereksiz top kayıpları yaptılar. Yine de tam bir takım görüntüsündeler. Yaptıkları kademe, paslı oyunlarındaki akıcılık, konsantrasyonları ve takım oyunları takdire şayan. En iyi futbollarını oynamak zorunda kalmadan Arsenal ve Chelsea’ye toplamda 11 gol attılar ve özellikle Chelsea maçında gerekseydi vites de yükseltebilirlerdi gibi geldi bana.United’in Chelsea’yi üstüste 4. kez yendiğini de hatırlatalım.
De Gea şu ana kadar oynadığı maçlarda dört ayak üstüne düşse de (hakkaten panter mi bu çocuk yoksa) heyecanlı ve tedirgin oluşu kendini gösteriyor. Yan topları ‘’çıkıp alma’’ içgüdüsü kendisinde var ama Premier Lig’de her top geldiği lige oranla çok daha değerli. Buna alışması biraz zaman alacaktır. Smalling'in golüyle ilgili de şunu düşünmeden edemedim.Acaba savunulan bir frikik esnasında bir oyuncu hem marke etmekle yükümlü olduğu oyuncuya hakim olup hem de ofsayt çizgisini koruyabilir mi ?
Maç içindeki ilginç enstantanelerden biri de bir Utd kornerinde pozisyon almaya çalışırken Chelsea’liler tarafından ‘’Hamburger’’ yapılan Chicharito idi. Çocuğu burger yapmakla kalmadılar bir de sakatladılar, sanırım 2-3 hafta oynayamayacakmış. Belki bu United için hayırlı olur. SAF uzun sürecek sezon içerisinde Berbatov’dan da faydalanmak zorunda kalacağını kabullenerek onu da küstürmeden biraz süre vermeli. Bulgar ‘’dahi’’ ayağına gelen 14 topun birini bile kaptırmadan oynadı aldığı kısıtlı sürede. (Chicharito ve Cole’un posizyonda faul top oyundan çıktıktan sonra geldiği için sanırım penaltı verilmedi ama bu kararı tam olarak anlamlandırabildiğimi söyleyemem)
Maç sonunda SAF'in ''basketbol maçı gibi'' tanımlaması herşeyin özeti gibiydi.
Sonuç olarak Torres’in akılalmaz ıskası ve skora rağmen ,Villas-Boas’a sabredildiği sürece CFC’nin geleceğininin parlak olduğunu düşünüyorum. Şu anda çok daha önce başlatmış olmaları gereken bir geçiş sürecini yaşıyorlar ve bunu bugünden yarına gerçekleştirebilmek basit değil.
Maçtan Notlar:
-Manchester United bu sezon her 3 şutundan 1'inde yani % 30 gibi bir oranla gol buluyor. EPL ortalaması 1/9 yani % 11
-PL tarihinin Old Trafford’da rakip takım için en çok gol atan oyuncusu 3 gol ile Torres
-Bu sezon OT’e gelen her deplasman takımı kaleye en az 20 şut çekti. Önceki sezonlarda bunu becerebilen sadece 2 takım olmuş. Bu United için dikkat edilmesi gereken bir husus olabilir. Tabii rakip takım oyuncularının Community Shield’da Dzeko’nun uzaktan attığı gol sonrası De Gea’yı ‘’maden’’ sanmaları da bunda önemli etken olmuştur mutlaka. Bu onu 28 kurtarışla lig’in en meşgul kalecisi yaptı.
-Wayne Rooney ilk 5 PL maçında en az 9 gol atan ilk oyuncu oldu.
-Rooney’nin penaltı tekniğindeki Terry ve Beckham etkisi gözlerden kaçmadı(!)
- Ronaldo ile karşılaştırılması abesle iştigal olsa bile ‘’zırlamak’’ yerine oynamaya ağırlık vermiş bir Nani’yi izlemek eminim herkes için heyecan vericidir.
Dipnot: Maç izlenimlerim ekranda gördüklerimle sınırlı olduğu için daha detaylı bir değerlendirme yapamıyorum .
No comments:
Post a Comment