Wednesday, October 19, 2011

Panpiş Zarate


Mauro Zarate, hızı ve yeteneğinin yanısıra paragözlüğü ve şahsi oyunuyla da bilinen bir oyuncu. Inter yönetimi paranın oyunculara motivasyon sağlamada son derece önemli bir araç olduğunu idrak etmiş olacak ki, geçtiğimiz yaz onu kadroya kattıklarında sözleşmesine 'asist başına 15.000 Euro' gibi bir madde koydular. Keşke Forlan'ı CL'de oynatırız zannedip alırken de bu kadar uyanık olsalardı. En nihayetinde Katar fatihi Mauro dün akşam Lille deplasmanında tek dokunuşla koydu cebine 15.000'i.

(Zarate bu pozu vermeye utanmadıysa, ben de buraya koymaya utanmam)

Saturday, October 15, 2011


Geçtiğimiz yıllarda Galatasaray'ın sağlık ekibi üzerinden dönen tartışmaları hatırlarsanız. As kadro'nun yarıya yakını uzun süreli sakatlıklardan bir türlü kurtulamayınca kulüp doktorları hakkında yapılan suçlamalar ister istemez basında yer buldu. Sakatlık durumunu etkileyen diğer faktörler(saha şartları, antrenman yoğunluğu, oyuncuların sorumsuzluğu vs.) göz ardı edilerek peşin hükümlere varmak çok doğru değil bence. Neyse post konusuna geri dönersek, Fransızlar'ın ünlü spor gazetesi L'equipe'te çıkan bir haberden bahsetmek istiyorum. Gazetenin iddiasına göre, Arsenal'in medikal departmanı o kadar iş bilmez ki geçen yıl ismi L'equipe'te saklı bir Arsenal oyuncusu sakatlık problemiyle ilgili değerlendirme alabilmek amacıyla Chelsea doktorlarına başvurdu. Doğruysa vay Wenger'in haline.

Thursday, October 13, 2011

Play-off


Yandaki fotoğraf Hırvatistanla son karşılaşmamızdan. Srna'nın kendini paralaması bizi bile üzmüştü izlerken.

Bilindiği üzere milli takımımız bugün yapılan kura çekimi sonucunda Euro 2012 baraj maçları için Hırvatistan'la eşleşti. Aslında potansiyel rakiplerimizin hepsiyle(Bosna-Hersek,Hırvatistan,Çek Cum. ve Portekiz) son bir kaç yılda karşılaştık. Bosna hariç diğer 3 takım katılmayı başardığımız son turnuva olan Euro 2008'de grupdaşlarımızdı. Bosna ile de o turnuvaya giden yolda aynı gruptaydık. Kimle oynayalım diye bana sorsalar şu anda bir geçiş dönemi yaşayan Çek Cumhuriyeti'ni isterdim. Çek takımı an itibariyle kariyerinin alacakaranlığını yaşayan 'yıldızlar' ve 'yapım aşamasında' gelecek vaat eden gençlerden oluşuyor, Kaleci Cech dışında kulüp seviyesinde zirvede oyuncuları olduğu söylenemez. Onlar da Karadağ'ı çektiler ve ben bu eşleşmede Karadağ'ı daha şanslı görüyorum(Jovetic, Vucinic ve Vukcevic'ten kurulu bir hücum hattı çok tehlikeli).

Bizim açımızdan tur ortada. Yakın zamanda karşılaşmış olduğumuz ve tanıdığımız bir rakiple oynayacak olmamız avantaj. Aksi takdirde bizimkiler isimlerini bilmedikleri oyuncularla oynayınca işi ciddiye almayabilirlerdi (Letonya'yı hatırlayınız). Ben bu anlamda Hiddink'in de artık 'Turkish way' olarak mı nitelendirir bilemiyorum ama yumurta kapıya gelince sorumluluğu ele alıp Hırvatistan'ı iyi analiz edeceğini düşünüyorum. Hırvatlar'ın Srna ve Modric gibi avrupa'nın en 'baba' takımlarında direkt oynayabilecek oyuncuları var, bu bir gerçek. Yine de Semih'in volesinden sonra hep yokuş aşağı gidiyor gibi bir görüntüdeler. EURO 2008'den hatırladığımız 'turnuva'nın gizli favorisi' Hırvatistan gibi değiller. Dört yıl önce her futbol magazin programında elektro-gitar çaldığı kliple tanıtılan Bilic'in, özel hayatıyla ilgili ortaya çıkan skandallardan sonra ülkesinin basını nezdinde eskisi kadar popüler olduğu da söylenemez.

Geçen cuma 0-2'lik mağlubiyetle döndükleri eleme grubundaki Atina deplasmanında Vukojevic ve Modric'in merkez orta sahaya yerleştiği 'milli takım favorisi' bir 4-2-3-1 oynadılar. Bu ikilinin önünde Eduardo sağda, Kranjcar forvet arkası, Mandzukic solda ve Rangers'lı Jalevic ise santrfordaydı. Basit savunma hatalarıyla gelen goller yediler. Bize karşı da cuma günkü konstantrasyon seviyesiyle oynarlarsa şansımız artar.

Sonuç olarak Türk Milli Takımı'nın daha önce de olduğu gibi Hırvatistan'ı aşacak oyuncuları mevcut. Cevabını beklediğimiz soru şu; Kasım ayında oynanacak maçların kadrosu bu yeterli kabiliyetteki oyunculardan mı kurulacak ? Kamuoyundaki (ya da kamuoyunu yönlendiren basın da diyebiliriz) 'Hiddink'e rağmen play-offtayız' havasına rağmen tur şansımız Hollandalı'ya bağlı ve ben şahsen kendisine güveniyorum. Umarım bu turun sonunda da başlıktaki manzarayla karşılaşırız !

Saturday, October 8, 2011

Türkiye-Almanya 07.10.2011



Kazanma hevesini sistematize etmiş bir takımla, aynı şeyi başarmak için fazla 'kasamayan' bir takımın maçıydı dün akşamki. Alman takımının oyuncuları kesinlikle top hakimiyeti anlamında bizimkilerden(Götze hariç) daha üstün değil. Buna karşın bizimkilerin aksine neyi yapıp ne yapamayacakları konusunda sağlam bir fikirleri var ve herkes bölgesinde kendi meziyetleri çerçevesinde çok basit ve organize oynuyor. Bol ver-kaç'lı, akıcı ve zeki oyunları tarafsız seyirciler için çok keyif verici olmuştur eminim.Aynı zamanda, kırmızılı takımdan sadece Burak'ta görebildiğimiz sürekli top alabilmek için boşa çıkma eğilimleriydi onları üstün kılan.Bütün bunların yanında dün akşamki ilk 11'in içinden 7 oyuncu'nun FC Bayern'de birlikte oynuyor oluşu da şüphesiz onlara çok yardımcı oluyor.

Skor yüzünden Milli Takım'a beş para etmez muamelesi çekecek değilim.Doğru, kontrol bizde değildi ancak yine de yakaladığımız kontrataklarla ilk yarıda bir kaç tane pozisyon bulduk. Bunları aşırı heyecan ve beceriksizlik yüzünden kullanamadık. Almanya gibi (özellikle fiziken bu kadar kötü olduğunuz bir maçta) sizi açması an meselesi olan bir takıma karşı bu kadar pozisyon bulup atamazsanız sonucun negatif olmasına çok şaşmamalı. Başka bir günde en kötü berabere bitirebilirdik bu maçı. Ancak bazı kırılma noktaları takımın zayıf halkaları üzerinden kendisini gösterince bu durum ortaya çıktı. Uzun süredir hala nasıl milli takıma seçildiğini anlayamadığım Servet (hizipçilik bu kadar mı güçlü bu ülkede allahaşkına ?) bir kez daha ne kadar kötü bir oyuncu olduğunu bize haykırınca Gomez mükemmel bitirdi mesela. Servet ne olur Milli Takım'dan emekli olduğunu açıklasın yoksa korkarım antrenör kim olursa olsun kadroya çağırılmaya devam edilecek. En büyük trajikomedi herhalde Servet Rijkaard'dan sonra Hiddink'i de yerse olacak. Bu arada Hiddink herhalde kendisini bir danışman göreviyle buradaymış gibi hissediyor. Dün akşam da Oğuz Çetin'in takımını denetliyormuş havasındaydı. Milli takım yönetimine kusur bulacağım noktalar oyuncu ve mevki seçimleri olabilir. Emre kenarda bulunacak kadar hazır ise o pozisyon'un oyuncusu olmayan Sabri'nin önünde ilk 11'de yer alabilirdi(veya Hamit rahat ettiği bölge olan ortaya çekilebilirdi mesela). Yine Türkiye'yi seçti diye sevindiğimiz Ömer Toprak da kadroda olabilirdi.

Kademe bilen ender Türk oyunculardan biri olan ve benim de favori adamlarımdan Hakan ise yıllardır taşıdığı 'banko sol bek' unvanının sallantıda olduğunu fark edip kendine gelmeli artık. Gökhan Töre'yi ise ilk kez canlı izleyip oldukça beğendim. Hatta bence Azerbaycan maçına ilk 11'de başlamalı. Canlı izlemek için heveslendiğim adamlardan biri de Neuer'di ve beklentilerimi fazlasıyla karşıladığını söyleyebilirim. Tek numarası refleksleri değilmiş, ayağı da mükemmel. Zaten goller'in ikisinde asisti o yaptı.



Organizasyon anlamındaki kalite farkı, yanlış tercihler, panik gibi faktörler yüzünden kaderimizi yine başkasının eline (ayağına) bıraktık. Umarım elemelerin son gününde ilkokul'daki tarih derslerinden beri hayatımızda olmayan 'Almanlar kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık' geyiğine başvurmak zorunda kalmayız.

Dipnot:

-NTV'yi, yayınladığı 'synthesizer'i yeni keşfeden montajcılar' tarafından yapıldığını tahmin ettiğim berbat tanıtımlar için ayıplıyorum.

- Yukarıdaki resmi posta koymak için birşeyler ararken tesadüfen buldum. Benim tercihimle birebir örtüşmüyor ama dün akşamkinden daha iyi bi kadro olduğunu düşündüm,hoşuma gitti.

Thursday, October 6, 2011

Wembley Tarifesi


İngiltere eğer bu cuma Podgorica deplasmanından yenilmeden çıkarsa Euro 2012 katılımını garantilemiş olacak. Capello takımını iyi rakipler karşısında denemek istemiş olacak ki, Londra'da geçtiğimiz aylarda yaşanan olaylar yüzünden Şubat ayına ertelenen Hollanda maçıyla birlikte turnuvaya kadar İspanya ve Portekiz ile oynayacaklar(tabii Ronaldo ve co. direkt katılım şansı bulamazsa başka).

Döneminin 'öncü' takımlarının Wembley'e gelip şov yapmışlığı da vardır, top görmediği de. Ancak bu sefer, İspanyollar'ın kadro seçimine de bağlı olarak İngiliz kamuoyunun oldukça alışık olduğu 'elalem ne top oynuyo bilader ?' moduna girmesi olası. İspanya, tarihinin en ağır mağlubiyetini 1931'de 7-1'lik skorla burada almış. Bence Capello rakibin bu maçı bir rövanş olarak görmemesi için dua etsin. Zira, o günden bugüne İspanya 'birazcık' yol kat etti sanki.

Bari bu gelenlerden bir şeyler kapsa şu '3 Aslan'.

Wednesday, October 5, 2011

Yan Pas var, 'Yan Pas' var


Ülkemizde 'yan pas' yapmanın son derece gereksiz olduğuna dair yaygın bir kanı var. Gerçekçi olmamız gerekirse, bu ön yargıyı Türkiye'nin futbol konusunda 'zamanın ruhu'nu yakalamakta zorlanmasına bağlayamayız.

Zira, İngiltere liginde bile Claude Makelele Mourinho rehberliğinde bunu izleyiciye öğretene kadar 'top tutmak' sanki bir suçmuş gibi davranılıyordu. Chelsea'nin 50 yıl sonra gelen şampiyonluğuyla beraber, ortalama İngiliz futbolsever'in aklındaki 'yan pas' tabusu da yıkılmaya başladı.

Bu tarz bir genellemenin ne kadar boş olduğunu bize her hafta kanıtlayan bir oyuncu mesela Xavi Hernandez.
Sonuçta Mustafa Sarp, Ayhan ve Barış üçlüsünün yaptığı yan paslar ile, Xavininkiler bir değil. En son CL maçında BATE Borisov'a karşı maçın ilk yarısında tüm BATE onbir'inden daha çok pas yapmış Katalan oyuncu.

Bazı 'cesur' futbol yorumcularının salık verdiği gibi sürekli ileriye oynama kaygısı içerisinde olsaydı Xavi, böyle bir istatistikten söz edemezdik.

Oyun boyunca, asıl amacı topu karşı tarafa vermeyi reddedip, rakibin dizilişinde oluşacak boşluklara aktarabilmek olan takımlar için vazgeçilmez bir araç yan pas. Tabi ki bu bahsettiğimiz paslarla sahanın doğru yerine doğru zamanda buluşacak takım arkadaşlarının varlığı da eşit derecede önem arz ediyor.

Kim bilir ? Belki bizde de 'yan pas' larla sonuca gidebilen bir takım çıktığında, genellemelerin yanlışlığının farkına varabiliriz.

Televole


Attığım son post müstehcen kaçınca TİB blog'u kapatmış gibi oldu ama 1 haftaya yaklaşan boşluğun tek sebebi başka işlerden kaynaklanan bir nedenle oturup not alarak maç izleyememiş olmam. Bu hafta futbolun magazin(!) yönüne ağırlık vererek telafi etmeye çalışacağız artık.